Scroll to top

Hikayelerle Tasarla


ezgi - 22 Ekim 2019 - 0 comments

Tasarım süreçlerinde öncelikle kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayacak projeler geliştirmeyi tercih ediyoruz. Bu sürecin en önemli girdileri ise kullanıcıların günlük hikayeleri.

Tasarladığımız alanları kullanıcılarıyla beraber düşünülecek ortak bir platform olarak görüyoruz. Proje süreci içerisinde; kentin öyküsünü, kentin kimliğini, kullanıcıların yaşadıklarını okuma ve anlamayı öncelikli bir tasarım girdisi olarak algılıyoruz. İnsanların şehirle kurduğu ilişkiler; paylaştıkları anılar, deneyimler; yaşadıkları günlük mekansal zorluklar veya huzur bulduğu alanlar bize mekanı ve özgün kılan kimliğini anlamamıza yardımcı olur. Bu sayede, kullanıcıların hayatlarına dokunan, ihtiyaçlarını karşılayan, toplum öncelikli ve çözüm odaklı tasarımlar yaparız.

Dünyaca ünlü sosyal kuramcı David Harvey’nin belirttiği gibi, bir şehir dinamiğini anlamak için sorulan ; “mekan nedir?” sorusu yerini “İnsan deneyimleri mekanı nasıl oluşturur ve ayırt edici unsurlarını nasıl kullanır?”a bırakır. Şehir- toplum ve mekansal form arasındaki ilişkiyi anlamak; insan faaliyetlerinin belirli mekansal formlara ihtiyacı nasıl doğurduğunu ve günlük sosyal pratiklerin mekanın doğası ile ilişkilenerek felsefi gizemleri nasıl mükemmel bir kolaylıkla çözdüğünü anlamayı gerektirir.[1] Biz de tasarımlarımızı mekanın , en küçük biriminden “birey”den başlayan dokunuşlarla topluma, toplumdan kente ulaşan dinamiklerini araştırarak şekillendiriyoruz. Bizim için tasarladığımız mekanların doğasını, toplumun bu hikayeleri ve alanın ayırt edici özellikleri ile beraber sürdürecek ve toplumun ihtiyaçlarını giderecek öneriler oluşturur.

Tasarladığımız alanların insan davranışlarından yola çıkarak özellikle kamusal alanlarda toplumun tüm kesimleriyle bütünleşen ortak payda yaratan alanlar olmasına özen gösteririz. Bu sebeple insan ve insan davranışları tasarımın farklı aşamalarında, alanın tarihini anlama, yerle ilişki kurma, ve insan aktiviteleri ve çevresel ilişkileri ile yarattığı mekan geçişlerini ve dinamiklerini okuma ve bu aşamalar sonucunda stratejiler yaratma bizim tasarım süreçlerimizi oluşturur. [2]
Bu sayede, empatiyi merkeze alan araştırma süreçleri; her tasarım sürecinde yöntemi yerine göre yeniden keşfetmemizi sağlar ve bu heyecanla mekanın doğası ve toplumla birebir ilişki kuran, formunu bu yönle belirleyen projeler üretmeye özen gösteririz.

[1] Social Justice and City, David Harvey, 1973
[2] Urban Design and People, Michael Dobbins, 2009